

Stratejik sektörleri görmeliyiz
Osman Dur, Avrupa’da gördüğü, tulum giyip fabrikada üretimin başında duran profesörleri anlatıyor. Masa başında makale üretmekten başka iş yapmayan akademisyenlerin bunu anlaması pek mümkün görünmüyor. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde dünya gündemini yakından takip eden Sayın Dur, önemli bir gelecek vizyonu ortaya koyuyor. Ülkelerin ihracat ve ithalat rakamlarıyla gelişme seviyesinin ölçülmesine farklı bir bakış açısı getiren Dur, dünya ülkelerinden verdiği örneklerle bilginin nasıl ekonomik değere dönüştürülebileceğini ortaya koyuyor. Hikayeler değil, gerçek ekonominin içinde yaşadığı bire bir olayları anlatan Osman Dur’a iyi kulak vermek gerekiyor. Türkiye üzerine çok sözü olan bilge bir insanı misafir ediyoruz. Bilgi ve teknoloji üzerine dolu dolu bir söyleşi okumak istiyorsanız, sizi Sayın Dur’u dinlemeye davet ediyoruz.
Sayın Dur, bilgi ve iletişim teknolojilerinde uzman bir kişi olarak, dünyada yaşanan ekonomik sarsıntılara bu pencereden nasıl bakmak gerekiyor?
Çağımızda bir ülkenin gelişmişliğini gösteren parametrelerde değişim olduğunu, teknolojinin öne çıktığını görüyoruz. Bunun en önemli göstergelerinden birisini de internet oluşturmaya başlamıştır. Bunun dışındaki en önemli parametrelerden birisini ise şu şekilde açıklayabiliriz: Şu anda bizim bütün yöneticilerimiz, ne kadar ihracatımız ve ne kadar ithalatımız olduğuna bakıyorlar. Şimdiye kadar büyük dünya şirketlerinin birçoğunun evlilikler yaptığını birleştiğini gözlemledik. Ticari hayatta hiç hesapta olmayan ani belirsizlikler ortaya çıkabiliyor. Kriz zamanlarını hesaba katan büyük ülkeler şimdi başka ülkelerde yatırım yapılmasını teşvik ediyor. Büyük yatırımlarda krizde olan ülkelerden etkilenseniz bile diğer ülkelerdeki yatırımlarınızla ayakta kalmanız mümkün olmaktadır. Bütün yumurtaların bir kaba koyulmaması stratejisi günümüzde sanayi için de geçerli olmakta. Uluslararası ortaklıklar yapıp hem siyasi anlamda hem de ticari olarak kendinizi daha rahat hissediyorsunuz. Uluslar arası hukukla hareket ederek o ülkedeki krizin durumuna göre, gelişmişliği ve ihtiyaçlarına göre farklı fırsatlar ortaya çıkıyor. Bu açıdan gelişmiş ülkeler sanayicilerini başka ülkelerde yatırıma teşvik ediyor ki nihayetinde buralardan gelen gelir hem ülkenin kendi gelirini kesmiyor hem de sanayicilerin ayakta kalmasını sağlıyor. Dolayısıyla bu tip yapancı ülkelerle yapılacak işbirlikleri gerçekten büyük önem taşımaktadır. Bu işbirliğini yapabilmek için de hangi sektörde nasıl beraber olunacağının çok iyi belirlenmesi gerekmektedir. Biz bu noktaya geldiğimizde maalesef tıkanıyoruz.
Sizce bu tıkanıklığın nedenlerini nasıl açıklamak gerekiyor?
Çünkü bizde durum çok farklı. Bizdeki genç mühendisler serbest elektron gibi. Yani yüklü değiller. Yani koordinatı belli değil. Eğitimleri iyi, doktora yapıyorlar. O eğitimi nerede kullanacağının bir adresi yok. Bu zamana kadar Türkiye ne kadar doktora öğrencisini yurt dışına gönderdiyse hiç birisine şu tavsiyeyi yapmamıştır. ‘Sizi gönderiyoruz; 2 yıl master, 4 yıl doktora, gelince de şu sektörü ayağa kaldıracaksınız. Biz suyu çıkardık, şişeyi sizin yapmanız lazım.’ Denilmiyor. Bu tip araştırmaları yaptıracak zeminimiz yok veya gönderdiğimiz bilim adamlarını yönlendirmediğimiz için adam gidiyor, istediği konuda nasıl hızlı doçent olabilecekse, nasıl biran önce Türkiye’ye gelip iş bulabilecekse buna bakıyor. Yani ülkeye yeni bir değer üretmeye, getirmeye, eğitimin geri dönüşümünü sağlamaya imkan tanınmıyor.
Bu dönüşümü sağlamada sanayicilere büyük bir görev düşüyor galiba.
Evet. Şu anda bizim sanayicilerin en büyük sıkıntısı projedir. Proje üretemiyoruz. Stratejik sektörlerdeki firmalarımız patent kendilerinde olmadığı için ciddi para kazanamıyorlar. Ülkemizde birçok elektronik üründe entegrasyon merkezi olarak çalışıyoruz. Bütün parçalar başka yerlerden geliyor. Entegrasyon merkezlerinde de insan gücü ucuz olduğu için bu sektörlerde prestijimiz var. Ürettiğimiz ürünün kalitesi veya katma değerinden dolayı başarılı değiliz. Kaliteli insan çalıştırmak, insana önem vermek, insanı esas kaynak görebilmek çok önemlidir. Günümüzde para sahipleri söz sahibi değiller. Artık kaynak para değildir, insandır. İnsan kaynakları sisteminin ortaya çıkışı buna dayanmaktadır. Dünyada bu açıdan en zenginler listesi 30 yaşın altına inmiştir. Bilgisayar ve iletişimle bu ivme kazanılmıştır. Amerikalılar artık doktor çalıştırmıyorlar. Gündüz muayene olan hastaların kan tahlillerini alıyorlar. Ölçümünü yapıp e-maille Hindistan’a gönderiyorlar. Hintli doktorlar oradan raporları yazıp gönderiyorlar.
Çok ilginç bir örnek verdiniz, ülkemizden de bu konuya örnek var mı?
Bizden bir örnek vereyim. Yabancı bir firmanın İsviçre’den fabrikasını Orta Asya’ya veya Orta Doğu’ya taşıma düşüncesi vardı. Yatırımını Türkiye’ye yapmaları için ikna etmeye çalıştık, önemli bir noktaya geldik. Çok büyük bir elektronik firmasının fabrikasıydı. Fakat bir şey sordular. Türkiye’de ilan vermek için bizden müsaade istediler. 15 gün birlikte eleman ilanı verdik gazetelere. Tecrübeli 500 bilgisayar mühendisi ve elektronik mühendisi için ilan verdik. Bilgisayar mühendisliği için 300 kişi müracaat etti. İçerisinde 10 tane bilgisayarcı yoktu, gelenler matematikten, fizikten, istatistikten ve elektronikten bilgisayarcı. Çoğunun da yabancı dili yoktu. Dolayısıyla ‘biz burada iş yapamayız’ dediler ve gittiler Hindistan’a. Bin kişi için ilan veriyorlar bir milyon kişi başvuruyor. Hepsi de gerçekten bilgisayarcı hepsinin yabancı dili mükemmel. Hindistan’la Türkiye arasındaki fark burada ortaya çıkıyor.
İnanın çok şaşırtıcı, ülkemizin gerçekleri burada başlıyor diyebiliriz galiba.
İnsan kaynakları, eğitim önemli diyoruz ama bu alanlara girince yeterli donanıma sahip insan bulamıyorsunuz. Kaliteli insanı istihdam edebilmek önemli. Proje geliştirebilen uluslararası ortaklıklar yapan firmalar kriz dönemlerinde kendilerini kurtarıyorlar. İnsan kalitesi ve yabancı işbirliği gerekiyor. Bir şekilde bütün krizler Türkiye’de de etkili olacaktır. Bu krizi aşmak teşvik vermekle mümkün değil. IMF’den para almak çözüm olmayacaktır. Bir zaman bütün elektronik sektörü temsilcileri tekstil sektörü için yapılan yardımın kendilerine de yapılmasını istemişlerdi. Toplantılar yapıldı. Yurt dışında satılacak elektronik ürünlerin patenti konusu gündeme geldi. Patent parası verilmeden Avrupa’da satış yapılamadı. Hükümet’ten patent parasını vermesi istendi. Para yardımı bir yere kadar ne kadar sübvanse edebilir siniz ki? Hükümetler nereye kadar sizi destekleyebilir?
Peki bu aşamada sizin öngörünüz nedir, ne yapılmalı?
O zaman iş şuraya geliyor. Bilgiyi kullanabilen, bilgiyi tasarlayıp ürüne dönüştürebilen takım anlayışı olmadığı müddetçe Türkiye’de hiçbir zaman dünyayla rekabet edebilen ticareti oluşturamayız. Stratejik sektörleri tanımlamak için şu örneği çok severim. Çöldeki kervanları idare eden yol gösteren kılavuzlarla, stratejik sektörleri idare edenleri aynı statüde düşünürüm. Bunun nasıl aynı olduğu merak konusu olur. Neden? Bu kılavuzlar yolda giderken kum fırtınalarının oluşturduğu tepecikleri hiçbir zaman referans kabul etmezler. Biz gitsek oralara tepelere bakar ona göre yönümüzü tayin etmeye çalışırız. Fakat orada kum fırtınaları sürekli yeni tepeler oluşturuyor. Referans alınan tepeler kayboluyor gidiyor. Dolayısıyla biz tam şurada para var diye yatırım yapıyoruz. Ertesi gün bilim, sanayi ve teknoloji yeni bir buluş gerçekleştiriyor. Bu yıl yatırım yapılan ürün yeni yılda kayboluyor. Cep telefonunda 2G diyorduk 3G çıktı. 4G arkasından geliyor. Biz 3G’ye dönüşüm yapacakken yenisi geliyor. Bu dönüşümle birlikte milyonlarca cep telefonu çöpe atılacak. Şimdiye kadar zaten 50 milyar dolarlık cep telefonu girdi Türkiye’ye. Sadece tuşunu biz yapmış olsaydık IMF’den istediğimiz kadar paramız ülkemizde kalacaktı. Bilgiyi ürüne dönüştürebilme, stratejik sektörleri görebilme önemlidir. Çöldeki bedevi kılavuzlar tepecikleri değil her zaman yıldızları referans alarak kendilerine yol tayin ederler. Biz de ufku açık geleceği görebilen, okumuş deneyimli insanlarla çalışabilecek bir zemin oluşturmamız lazım. Emek, zaman ve enerjimizi bu yönde kullanmadığımız müddetçe hangi sektör olursa olsun günübirlik uygulamalarla diken üstünde olmamız kaçınılmazdır. Bizim şu anda Sudan’da Bangladeş’te Türkmenistan’da Ortadoğu’da Orta Asya’da çok ciddi yatırımlarımız var. Çalık Holding olarak oralardaki yatırımlarımız sayesinde küresel kriz bizi etkilemedi. İletişim sektörü kriz döneminde patlama yaptı. Uçaktan tasarruf yapılırken telefona yüklenildi.
Türkiye için işaret edeceğiniz çıkış noktası var mı?
Kaliteli insan istihdamı, sektör seçkini insanlardan istifade edilmesi önem taşıyor. Üniversite ve sanayi iç içe girmediği zaman tıkanma kaçınılmaz oluyor. Doktora dönemimde Budapeşte Teknik Üniversitesi’nde 2 yıl kalmıştım. Profesör sanayiyi yönetiyordu. Sahibi, patronu değil. Profesör fabrikanın içine girmiş, ‘Şu ürünü üretmemiz lazım, makalelerde şunlar tartışılmaya başlandı. Bu üretilme devam edersen sen bu sanayiyi kapatman lazım. Şu ürüne yatırım yapalım pazar payını kaybetmeyelim’ diyor. Profesörler gelecek vizyonu çiziyor. Sanayici de bu bilgi ve tecrübeyle karar veriyor ve kazanıyor.
Çok önemli bir noktaya temas ettiniz. Bizde akademisyenler henüz sanayi ile bütünleşemedi.
Kore ve Türkiye’ye Amerikalılar aynı dönemde iki demir çelik fabrikası yaptılar. Tuvaletleri bile aynı yapıldı. Bu demir çelik fabrikalarının ikisini de gezdim. Biz tuttuk demir satmaya çalıştık, Koreliler ham satacağına işlenmiş satıp kar marjını artırma çalıştı. En fazla demir kullanılan ürünü tasarlayıp dizayn edip hem bundan hem de demirden kar etmiş olalım diye düşündüler. Buna en uygun geminin olduğuna karar verdiler. Şu anda gemi sektöründe en kaliteli en iyi tasarımlar Kore’den çıkıyor. Eldeki ürünü ham yerine işleyip satmak onları öne çıkardı. Birikimini kullanan, bilgiyi tasarıma dönüştüren ve iyi şekilde pazarlayabilen anlayış ve organizasyon yapısı kurulması gerekiyor. Bu kriz sürecinde devletin bunu analiz etmesi gerekiyor. Teşviklerle sanayi ayağa kalkmaz. Strateji üreten ulusal teknoloji kuracak, kuluçka gibi oradaki projeleri, buluşları patentleri dünyaya pazarlayacak.
Bu perspektiften bakınca Türkiye nerede duruyor sizce?
Şimdi biz her alanda taklitçilik yapıyoruz. Kendi kabiliyet ve enerjimizle yenilik üretmiyoruz. Bu krizden böyle bir ders almalıyız. Devlet politikası yönüyle açmazlarımız var. Sanayicilerin zorlamasıyla bunun aşılması lazım. Sanayicilerin önüne bilim adamlarının koyulması gerekiyor. Sadece kriz dönemlerinde değil bütün dönemler ayakta kalabilmek için bunu gerçekleştirmemiz gerekmektedir. Başka türlü bunun formülü yoktur. ODTÜ’deki iki profesörün önerisiyle milyar dolarlar kazanan Hintli, Çinli birçok işadamı tanıyorum. Sanayicilerin üniversiteler tarafından yönlendirilmesi lazım. Onların fikirlerini almamız lazım, işin içine sokmamız lazım, bedelini ödememiz lazımdır. İnşallah bilgiyi ürüne dönüştüren, tasarlayan, kısa vadede değil uzun soluklu hesaplar yapan bir organizasyona kavuşmamızı diliyorum.
Dr. Osman Dur kimdir?
Üniversite öğrenimini tamamladıktan sonra akdemik çalışmalarına başlayan Dr. Dur, Ankara Üniversitesi-Budapeşte Teknik Üniversitesi'nde Master çalışmalarını ve Marmara Üniversitesi-Florida State Üniversitesi'nde doktora çalışmalarını tamamladı. Daha sonra özel sektörde yönetici olarak çalışmalarına devam eden Dur, son olarak Aycell GSM, Eurosiasat S.A.M.- Monaco, ESOA - Brüksel ve Türksat A.Ş. gibi kuruluşlarda üst düzey yöneticilik yaptı. 2008 yılı itibariyle Çalık Grubu’na katılan Dr. Osman Dur, bilgi ve iletişim teknolojileriyle ilgili firmalardan sorumlu Yönetim Kurulu Başkan Vekili olarak görev yapmakta.
- We Should Transform Informations to Products by Envision
Deputy Chairman of Board of Directors of Calık Holding Company, Dr. Osman DUR, investigated university-industry cooperation with a quite different point of view. He has mentioned about the professors who wear working clothes and work in factories in Europe. Academicians who do nothing else except writing articles at their desks can not understand this easily. Mr. DUR, would bring up how informations could be changed into economical wealth. Moreover, he also objects to encourage activities by government. So we would be able to host a sagacious person at AktifBusiness. If you want to read a comprehensive essay about information and technology we invite to listen Mr. DUR. Dr. Osman DUR determined followings to AktifBusiness: Our young engineers like free electrons. I mean they are not loaded. They educated well but they do not know where they would use their knowledge. Nowadays, the main problem of our industrialists is poverty of projects. We can not produce projects. Our companies in strategical important sectors can not earn much money, because they have not the patent rights. It is so important to work with qualified personnels, to consider people and to locate human being into center of sources. Money is not main source at all but it is human being. Human sources and education is important but we can not find enough well-informed personnel about these. Employing qualified personnel is important. Companies which can develop projects and make international agreements would pass crisis through without any economical damage. We need qualified personnel and foreign cooperation. Until now, mobile phones with price of 50 bilion $ imported to Turkey. If we were able to produce only their keys we would hold the amount which we want from IMF in our country. We need an understanding which requires to use accumulations, transform information to conception and marketing that completely and construct an organization structure. Encouraging does not develop industry.Scientists should show industrialists how to solve problems.








