YENİ BÜYÜK OYUN – Birinci Bölüm
Pepe Escobar
[Pepe Escobar, Globalistan: How the Globalized World is Dissolving into Liquid War (Nimble Books, 2007), Red Zone Blues: a snapshot of Baghdad during the surge, Obama does Globalistan (Nimble Books, 2009) kitaplarının yazarıdır.]
İran harikalar diyarında gün geçtikçe her şey daha da merak uyandırıyor. Geçen hafta Cuma namazı esnasında ne olduğunu düşünün. 1980’lerin İsrail ve ABD arasındaki gizli silah anlaşması İrangate sayesinde bir servet yapan İran’ın en zengin adamı, ayrıca “köpek balığı” olarak bilinen, eski başkan Ayetüllah Haşemi Rafsancani Cuma namazını kıldırdı.
Çok iyi bilindiği gibi Rafsancani, başkanlık seçimlerinden ziyade Ayetullah Ali Hümeyni – Mahmut Ahmedinecad – İran Devrim Muhafızları Ordusunun sıkı politika grubuna yenilerek zirvedeki en yeni savaşı kaybeden Mir Hüseyin Musevi – Muhammed Hatemi’nin pragmatik muhafazakar grubunun arkasındadır. Cuma namazı boyunca, hakim grubun yanlıları her zamanki gibi sloganlar atarak, tezahurat yaptılar.
Pragmatic muhafazakarlar “Amerika’ya ölüm!” sloganıyla önce çıkarken, ilk defa “Rusya’ya ölüm” ve “Çin’e ölüm!” sloganları da yükseldi.
ABD ve Batı Avrupa’nın aksine, hem Rusya hem de Çin hızlı bir şekilde Ahmedinecad’ın ihtilaflı olarak yeniden başkanlığa seçilmesini kabul etti. O zaman bu ülkeler İran'ın düşmanları olarak tanımlanabilir mi? Ya da pragmatik muhafazakarların, ABD Başkanı Barack Obama'nın tüm dikkatinin odağı olan Avrasya takıntılı Zbig Brzezinksi’nin 1990’lardan bu yana Tahran-Moskova-Pekin eksenini dağıtmak ve Shangai İşbirliği Örgütü’nün bozmanın (SCO) elzem olduğu söylemlerinden henüz haberleri yok mu?
Üstelik, İran da dahil olmak üzere hem Rusya hem Çin, G8 ülkelerinin biraraya geldiği İtalya, Aquila kentinde bu ay gerçekleşen zirvede Rus Başkanı Dmitry Medvedev’in prototipini sunduğu ve düş kırıklığına uğradığı bir grup yabancı para birimini (multipolar) ihtiva eden ortak para biriminin avantajı doğrultusunda, katı bir şekilde küresel rezerv para birimi olarak doların sonunun gelmesinden yana. Bu arada, bu oldukça zeki düşünülmüş bir para birimidir. Belçika’da icat edilen, G-8 liderlerine sunulan bu para biriminin ayrıca “Çeşitlilikte birlik” sloganı vardır.
İran ve Rusya’nın da bildiği üzere “Çeşitlilikte birlik” Obama yönetiminin tam olarak düşündüğü şey değil. İsterse zilyon byte değerinde yüce bir söylem olsun. Enerji konusu ile başlayalım.
İran BP 2008 yılı Dünya Enerji İstatistik Raporu’na göre hem kanıtlanmış petrol rezerveleri (11.2 %) hem de doğalgaz rezervleri ile (15.7%) ile Dünyada ikinci sırada yer alıyor.
Eğer İran Washington ile “yumrukların daha çok açık olduğu” bir ilişkiye doğru yönelirse, ABD Büyü Petrol’ü İran Hazar enerji zenginliğine doyacaktır. Bu demektir ki söylem ne olursa olsun, hiçbir ABD yönetimi şu anki molla rejiminin askeri diktatörlüğü gibi aşırı milliyetçi İran rejimi ile uğraşmak istemez.
George W. Bush’tan Obama’ya Washington’u gerçekten korkutan Rusya-İran-Venezüella ekseni perspektifidir. İran ve Rusya birlikte dünyanın kanıtlanmış rezervlerinin 17.6%’sına sahiptir. Fiilen Washington kontollüğünde olan Basra Körfezi petrol monarşileri petrolün %45’ine sahiptir. Moskova-Tahran-Karakas ekseni petrolün 25%’ini kontrol etmektedir. Eğer Kazakistan’ın %3’lük ve Afrika’nın %9.5’luk rezervini de eklersek, bu yeni eksen Amerika’nın Arap Orta Doğu üzerinde oluşturduğu hegemonyadan çok daha etkili bir karşı güç. Aynı durum doğalgaz için de geçerlidir. Bu “eksene” Orta Asya’yı da eklediğimizde, dünya gaz üretiminin 30%’una erişiriz. Karşılaştırıldığında tüm Orta Doğu buna İran da dahil, şu anda dünya ihtiyaçlarının 12.1%’ini üretmektedir.
“Pipelineistan” hakkındaki her şey
Nükleer bir İran kaçınılmaz bir şekilde yeni, ortaya çıkmakta olan çokkutuplu dünyayı güçlendirecek ve hızlandıracaktır. İran ve Rusya hem Çin’e hem de Hindistan’a Arap Orta Doğudaki petrolün büyük kısmına boyun eğdiren ABD’ye güvenmenin çok akıllıca olmadığını göstermişlerdir. Tüm bu oyuncular Irak’ın işgal altında kalacağının ve Washington’un Irak’ın muazzam petrol zenginliğinin özelleştirilmesi takıntısının devam edeceğinin tamamıyla farkında.
Çinli entellektüeller ortaya çıkan ve yeniden çıkmakta olan dört gücü vurgulama meyilindeler: Rusya, Çin, İran ve Hindistan. Bu dört ülke stratejik ve medeniyet kutupları, üç tanesi nükleer güçlerinden ötürü sığınak durumunda. Tam yönlü bir nükleer teknolojide uzmanlaşan kendine daha çok güvenen ve iddialı bir İran, İran ve Rusya’yı Washington endişesinden kurtararak, artan Avrupa ve Asya odağı haline dönüştürebilir. Sadece enerji dünyasında değil ayrıca çok yönlü para sisteminin savunucusu olarak da.
İtilaf çoktan başladı. 2008’den beri İran yetkilileri er ya da geç İran ve Rusya’nın rubleler ile ticarete başlayacağını vurgulamaktalar. Gazprom petrol ve doğalgaz için dolar değil rublelerle ödemeye gönüllü. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) sekreterliği tehlike belirtisini çoktan gördü. Bir yıldan fazladır OPEC 2020’ye kadar EURO ile ticaret yapacağını kabul ediyor.
Sadece Moskova-Tahran-Karakas ekseni değil, ayrıca Katar ve Norveç ve er ya da geç Körfez Emirlikleri de petrodoları bırakmaya hazır. Bu petrodoların sonu anlamına geliyor. Bu şüphesiz yarın olmayacak. Bu dünya rezervlerinin para birimi olarak doların, Amerika’nın büyük bütçe açığının dünya tarafından ödenmesinin ve 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren süren Dünya üzerindeki Anglo-Amerikan finansal hakimiyetin sonu anlamına geliyor.
İran ve Rusya arasındaki denklem çok daha karmaşık: her ikisini bir şişedeki iki akrep olarak yapılandırıyor. Batıdan izole olan Tahran 1970’lerin dönemindeki enerji kuruluşunun geliştirilmesi için gereken yabancı yatırımlardan yoksun. Bu yüzden İran tam olarak kullandığı Hazar enerji zenginliğinden kazanç elde edememektedir.
Burada önemli olan zirve noktasındaki Pipelineistan meselesi. 1990’lardan bu yana ABD Hazar’ı Bakü-Tiblis-Ceyhan (BTC) petrol boruhattını ve Bakü-Tiblis-Supsa (BTS) doğalgaz boruhattını tam olarak destekleyerek zirveye çıkmaya kararlı.
Gazprom için, İran tam anlamı ile altın madeni. Eylül 2008’de, Rus enerji devi diğer üçü ile birlikte geniş Kuzey Azedegan petrol sahasını keşfedeceğini açıkladı. Rusya’nın Lukoil şirketi maden arama faaliyetlerini artırdı ve Taftnet Kuzey ile ilgileneceğini açıkladı. George W. Bush Yönetimi Rusya’yı zayıflattığını ve İran’ı Orta Asya’dan izole ettiğini düşündü. Ancak bu doğru değildi: bu sadece stratejik enerji ortaklıklarını hızlandırdı.
Putin’in Güç Oyunu
1995 Şubat’ında, Moskova Buşehr’de nükleer reaktör inşasını bitirmeye kararlıydı. Bu proje bir zamanlar, kendi kendini ABD’nin “Körfez jandarması” ilan eden İran Şahı tarafından başlatılmıştı. Şah 1974’te işi Almanya’daki KraftWerk Union’a (KWU) verdi , fakat proje 1979’daki İslami Devrim ile askıya alındı ve 1984 ile 1988 yıllarında Saddam Hüseyin’in bombaları ile ağır bir şekilde vuruldu.
Rusyalılar en sonunda 800 milyon dolara projeyi bitirmeyi teklif ederek sahneye çıktılar. Aralık 2001’de, Buşehr gibi stratejik varlıkları korumayı teklif edip, ekstra para kazanmanın yüzde yüz garantili bir yolunu bulan Moskova ayrıca Tahran’a füze satmaya başladı.
Buşehr İran’da çok büyük bir ihtilafın kaynağıydı. 2000 yılına kadar bitmiş olması gerekiyordu. İranlı yetkililerin gözünden, Rusların bu projeyi bitirme kaygısı yoktu. Rus reaktörünün KWU’nun inşaa ettiklerinin içine sığmayacak kadar büyük olması ve İran nükleer mühendislerinin teknoloji açığı gibi teknik sorunlar vardı
Fakat sorunların çoğu jeopolitik nedenlerden ileri geliyordu. Eski Başkan Vladimir Putin Buşehr’i Batı ve İranlılar ile oyununda diplomatik bir anahtar olarak kullandı. İran için Rusya’da uranyumu zenginleştirme fikrini başlatan küresel nükleer bir krizi yönetmek anlamında stratejik bir varlıktan bahseden Putin’di. Ahmedinecad onu açıkça reddetti. Rusya’nın cevabı daha çok ayak sürümeydi, ABD sponsorlu Tahran karşıtı yaptırımları bile ılımlı olarak destekledi.
Tahran Putin’in koşulsuz bir müttefik olmadığı mesajını aldı. Böylece Ağustos 2006’da, Rusyalılar iki yeni nükleer santralin inşaası ve denetimi ile ilgili yeni bir anlaşma bağladı. Bunların hepsi İran nükleer dosyasının Rusyasız çözülemeyeceği anlamına geliyor. Aynı zamanda, Putin’in kendi kadrosu tarafından, muhtemel bir İsrail saldırısının diplomatik bir yenilginin yanında karlı bir nükleer müşteriyi de kaybettireceği Moskova’da çok açıktı. Medvedev kendi payına iki ucu keskin bir stratejinin peşindeydi: Amerikalılar ve Avrupalılara karşı Rusya’nın Orta Doğu’da nükleer çoğalmayı istemediğini vurgularken, Tahran’a Rusya’ya karşı her zamankinden daha çok ihtiyaçları olduğunun altını çiziyordu.
Moskova’nın hiçbir zaman kamuoyunda dile getirmediği satranç tahtası stratejisinin bir diğer özelliği Amerikan balistiğini tahrik etmeden Çin’in projenin tümünü ele geçirmesini önlemek için Tahran’la işbirliğini sürdürmektir. İran nükleer programı bitmediği sürece, Rusya İran ve Batı arasındaki akıllı ılımlı rolünü oynayabilir.
İran’da sivil nükleer program inşaa etmek hem İran hem de Rusya için birçok nedenden dolayı avantajlı.
İlk olarak her ikisi de askeri olarak kuşatılmıştır. İran stratejik olarak Türkiye, Irak, Suudi Arabistan, Bahreyn, Pakistan ve Afganistan ülkelerindeki ABD ile Basra Körfezi ve Hint Okyanusundaki ABD deniz gücü tarafından kuşatılmıştır. Rusya Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Baltik ülkeleri silip süpürüyor ve Gürcistan ve Ukrayna’yı ilhak etmek ile tehdit ediyor; NATO Afganistan’taki savaşta ve o ya da bu şekilde ABD’nin varlığı Orta Asya genelinde hala devam ediyor.
İran ve Rusya Hazar Denizi konusunda aynı stratejiyi paylaştıyor. Aslında yeni Hazar ülkeleri Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan’a muhalifler.
İran ve Rusya ayrıca sert Sünni İslam tehlikesi ile de karşı karşıya. Sözsüz bir anlaşmaları var; örneğin, Tahran Çeçenlere yardım etmek için hiçbir şey yapmadı. Ayrıca Ermeni meselesi var. Fiili Moskova-Tahran-Erevan ekseni Amerikalıları son derece sıkıntıya sokmaktadadır.
Sonuç olarak, bu on yılda, İran Çin ve Hindistan’dan sonra Rus silahlarının üçüncü en büyük ithalatçısı olmuştur. Bu İran’ın nükleer tesisatlarını koruyan roketsavar sistemi Tor M-1’i de içermektedir.
Senin Eksenin Nedir?
Putin sayesinde, İran-Rusya işbirliği üç noktada dikkatlice uygulandı: nükleer, enerji ve silahlar
Bu zırhta çatlaklar var mı? Elbette.
İlk olarak, Moskova hiçbir şekilde silahlı bir İran nükleer programını istemiyor. Bu “bölgesel dengeyi bozma” anlamına geliyor. Ayrıca, Orta Asya Moskova tarafından arka bahçe olarak görülüyor, böylece İran’ın bölgede yükselen güç olması oldukça problemli. Hazar devam ettiği sürece, İran Rusya’nın makul yasal çözümüne ihtiyacı vardır(Hazar bir deniz mi yoksa bir göl müdür? Sınırları bulunan ülkelere ne kadarı aittir?).
Diğer taraftan, Eğer Rusya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde buna tamamen karşı çıkarsa İran’ın yeni askeri molla rejimi diktatörlüğü kıyasıya tepki verecektir. Bu her iki taraf için çok kötü sonuçlanacak ekonomik ilişkilerin bozulması anlamına gelir. Ayrıca bu Tahran’ın Güney Kafkaslardan Orta Asya’ya her yerde radikal İslamı desteklemesi ihtimalini de beraberinde getirir.
Bu karmaşık şartlar altında, Tahran ve Moskova arasında bir çeşit ince Soğuk Savaş tasavvur etmek zor bir şey değil.
Rusya’nın bakış açısına göre, her şey eksen ile ilgili.
Moskova-Tahran-Erevan-Yeni Delhi ekseni, ABD destekli Ankara-Tiblis-Telaviv-Bakü eksenine karşı bir güç. Fakat Rusya eliti arasında bile etraflı bir tartışma var. Eski başbakan Yevgeny Primakov gibi muhafazakarlar İran gibi önceki Arap müşteriler ile ilişkileri ilerleterek Rusya’nın eski büyük gücüne kavuşacağını düşünmektedirler. Sözümona “Batıcılar” da İran’ın daha fazla mesuliyetli olduğuna inanmakatdır.
Haklı olabilirler. Bu Moskova-Tahran ekseninin anahtarı - ABD egemen modellere zıt olarak - menfaatperestliktir. Obama’nın “açılmış yumruk” siyaseti bunların hepsini ters düz etme çabasında yeterli olacak mıdır yoksa İsrail lobisi ve endüstriyel-askeri karışım tarafından en sonunda, şimdi tüm batıda evrensel olarak küçümsenen rejime saldırıya zorlanacak mıdır?
Rusya ve İran tamamıyla bir multipolar dünyadan yanadır. Tahran’daki molla rejiminin yeni askeri diktatörlüğü yalnız kalamayacaklarının farkında. Işığa giden yol Moskova’dan geçmek zorunda olabilir. Bu İran’ın SCO’ya katılmak için her türlü diplomatik çabasını açıklıyor.
Batıdaki ilericiler reformistlerden çok uzak olan İran pragmatik muhafazakarlarını istedikleri kadar destekleyebilir. Rusya’nın ABD ve Avrupa ile ilişkilerini idare edebilmesi için İran anahtar bir piyon olarak kalmaya devam edecektir. Arkasında yatan anlam her ne kadar kötü olursa olsun tüm kanıtlar Yeni Büyük Oyunun kalbindeki bu hayati atardamarın “stabilitesini” işaret ediyor.
YENİ BÜYÜK OYUN – İkinci Bölüm
İran, Çin ve Yeni İpek Yolu
Bir Pekin-Tahran ekseninden söz etmek mantıklı mı? İran’ın Şangay İşbirliği Örgütü’ne (SCO) tam bir üye olma başvusunun 2008’teki Tacikistan zirvesinde açıkça reddedilmesi göz önüne alındığında bu pek mantıklı görünmüyor.
Tahran’daki molla rejiminin askeri diktatörlüğü ve Pekin’deki ortak yönetiminin son çalkantıları – Tahran’daki “yeşil devrim” ve Urumçi’de Uygur isyanları - ele alış şeklini, Batıdaki hayalet mitolojisi “Asya despotizminin” yeniden uyanmasını gören biri için ise bu sorunun cevabı evet olabilir.
İran-Çin ilişkisi içiçe giren Çin kutuları oyunu gibidir. Karışıklık ortasında, muhteşem ya da ürkütücü olan binyıllık tarihleri eşit olan İslam Cumhuriyeti kendini askerileştirilmiş teokrasi olarak ortaya koyduğu ve Halk Cumhuriyetinin aslında bir kapitalist oligarşi olduğunu gören biri için aslında hiçbir şey göründüğü gibi değildir.
İran’da son zamanlarda ne olursa olsun, Hümeyni-Ahmedinecad-Iran Devrim Muhafızları eksenindeki gücünü sağlamlaşarak, ihtilaf çerçevesinde düşüşe geçen ABD süpergücü ve yeniden ortaya çıkan Rusya büyük gücü ile birlikte büyük gücünün peşinde olan Çin arasında ilişkiler gelişmeye devam edecektir.
Yolda
İran ve Çin Avrasya’da Yeni İpek Yolu ya da rotası üzerinde. Her ikisi de yolun en saygın ve eski ortakları. Part İmparatorluğu ve Han hanedanlığı arasındaki ik karşılaşma Zhang Qian göçebe nüfus ile Baktria’ya (bugünün Afganistan’ı) çarpışmaya gönderildiğinde M.Ö. 140 yılında yaşandı. Bu en sonunda Çin’in Orta Asya’ya yayılmasına ve Hindistan ile değişimine kadar gitti.
Efsanevi İpek Yolu üzerinden ipek, porselen, atlar, kehribar, fildişi, tütsü ticareti patlamıştı. Yıllar boyunca İpek Yolu üzerinde bir dizi seyahatlerde bulunan biri olarak, orada Persler’in vaha oluşturma sanatı uzmanlığı ile nasıl İpek Yolunu kontrol ettiğini ve böylece Çin, Hindistan ve Batı arasında aracılık sürecine başladığını öğrenmiş oldum.
Kara güzergahına paralel olarak ayrıca Basra Körfezi’nden Kanton’a (bugünün Guangzhou’su) bir deniz güzergahı vardı. Budist metinlerini çeviren Perslilerle ve Hindistan’ı ziyaret eden Çinli başlangıç noktası olarak kullandıkları Pers köylerinin geçtiği şüphesiz bir de dini güzergah vardı. Sasani İmparatorluğu’nun resmi dini Zerdüştlük Çin’den 6. yüzyılının sonunda ve 7. yüzyıl boyunca Manişeyizm Persililer tarafından getirildi. Diplomasi bunu takip etti: son Sasani İmparatorunun oğlu M.S. 670’de Araplardan kaçtı ve Tang hanedanında sığınacak yer buldu. Moğol dönemi boyunca, İslam Çin’e yayıldı.
İran hiçbir zaman sömürge olmadı. Fakat 19. Yüzyılda Britanya İmparatorluğu ve Rusya arasındaki asıl Büyük Oyunda ve 20. Yüzyılda Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği arasında ayrıcalıklı bir alandı. İslami Devrim ilk olarak Hümeyni’nin resmi siyaseti ilk olarak “ne Doğu ne de Batı” şeklinde anlaşılabilir. Fakat gerçekte, İran her ikisi arasında bir köprü olmayı hayal ediyor.
Bu bizi İran’ın Avrasya merkez üssünde kaçınılmaz jeopolitik kilit rolüne getiriyor. Yeni İpek Yolu - petrolün Asya’ya ulaştırılacağı Basra Körfezi’ne bağlı Hazar Denizinin önemli bir düğüm noktasının bulunduğu enerji koridoruna – Asya Enerji Güvenlik Bölgesine – dönüşüyor. Oyununun doğalgaz açısından adı Pipelineistan’dır (boru hattı diyarı. Son zamanlarda İran-Pakistan boru hattı (IP) üzerinde karara varılması ile sonucunun İran ve Çin arasında direk bir bağlantı olduğu İran ile Türkmenistan arasındaki bağlantı buna örnektir.
Bunun dışında Rusya, Orta Asya, İran ve Basra Körfezi yoluyla Avrupa ve Hindistan arasında projelendirilen bir karayolu ve demiryolu bağlantısı olan çok iddialı “Kuzey-Güney koridoru” ve Orta Asya (Afganistan, Tacikistan ve Özbekistan) yoluyla Çin ve Basra Körfezi arasındaki kara güzergahı olan en son Yeni İpek Yolu hayali var.
Çemberin Genişliği
Sünniler tarafından çevrelenen Şii inancının kalesi olarak, fiili teokratik diktatörlük yönetiminde olan İran’ın hala çaresizce içinde bulunduğu izolasyonundan kurtulmaya ihtiyacı var. İçinde bulunduğu karışık ve çalkantılı çevrede: Batıda Irak hala ABD işgali altında, Kuzeybatıda Kafkaslar son derece değişken, Kuzeydoğudaki dayanaksız Orta Asya ülkeleri, Doğuda Afganistan ve Pakistan’daki kötü durumlardan bahsedebiliriz. İsrail, Rusya, Çin, Pakistan ve Hindistan’ın oluşturduğu nükleer komşulardan bahsetmeye bile gerek yok.
İran için teknolojik ilerleme tamamıyla sivil bir nükleer programda uzmanlaşmak anlamına geliyor. Nükleer bir aygıt inşaa etme ihtimali yoluyla bir barınağa dönüşmesi kazancı da ekleniyor? Resmi olarak, Tahran sonsuza kadar “İslam dışı” bir bombaya sahip olma niyetleri olmadığını açıkladı. Pekin Tahran’ın ince konumunu anlıyor ve nükleer enerjiyi barışçıl bir şekilde kullanma hakkını destekliyor. Pekin İran’ın Rusya, ABD, Batı Avrupa ve şüphesiz Çin tarafından önerilen planı benimsediğini görmeyi çok isterdi. Dikkatli bir şekilde hayati enerji ve milli güvenlik hakkını değerlendiren Pekin’in istediği en son şey Washington’un tekrar yumruğunu sıkmasıdır.
George W. Bush tarafından açıklanan 9/11 sonrası “teröre karşı küresel savaşa (GWOT)” ne oldu, şimdi Obama tarafından “deniz aşırı operasyonları” (OCO) olarak mı adlandırıldı? GWOT’un Washington için kilit, açık seçik belli olmayan hedefi Orta Asya’da bayraklarını dikmekti. Üzgün yeni muhazakarlar için, Çin en büyük jeopolitik düşmandı, bu yüzden hiçbir şey Asya ülkelerini Çin’e karşı toplu olarak kışkırtmaya çalışmaktan daha cazip değildi. Tabi hayal etmesi kolay.
Çin’in karşı gücü, kilit piyonu olarak İran ile Orta Asya’daki bütün oyunu tersine döndürmekti. Pekin büyük enerji ihtiyaçlarını temin etmesi açısından İran’ın bir milli güvenlik meselesi olduğunu idrak etmekte hızlı davrandı.
Şüphesiz Çin ayrıca Rusya’ya enerji ve teknoloji için ihtiyaç duymakta. Bu tartışmasız uzun dönem stratejik ortaklıktan çok SCO’nun tüm yüksek hedefleri için daha çok şartların gerektirdiği bir işbirliği. Birçok jeolopolitik nedenden dolayı başvurulan Rusya ise İran ile ilişkisini münhasır olarak görmektedir. Çin ise yavaş olsun biz de tablonun bir parçayız demektedir. Hem ABD hem de Rusya’nın farklı düzeyde baskısı altında olan İran için Çin’den daha “kurtarıcı” kim olabilir?
Pipelineistan’a girildiğinde ilk olarak İran enerjisi ve Çin teknolojisi mükemmel bir eşleşme olarak görülebilir. Fakat durum bundan çok daha karışıktır.
Hala ABD yaptırımları kurbanı olan İran kendisini modernleştirmek için Çin’e döndü. Bir kez daha Bush/Dick Cheney yılları ve Irak işgali Pekin’deki ortak yönetime açık bir mesaj gönderdi. Irak petrolünün kontrolü için bir vuruş artı Afganistan’daki askerler, Hazar’daki kısa mesafeye ek olarak Orta Doğu’dan Orta Asya’ya
Pentagonun “istikrarsızlık yayı” tanımlaması mesajı anlamak için fazlasıyla yeterliydi: ABD‘ye tabi olan Arap Orta Doğu enerjisine daha az bağımsız Çin daha iyidir.
Arap Orta Doğu Çin’in petrol ithalatının %’50 sine cevap vermekteydi. Çok yakında Çin Japonya’dan sonra İran’dan en çok petrolü ithal eden ikinci ülke oldu. Önemli 2003 yılından beri, Çin ayrıca tam petrol arama/işletme/rafinerisini yapmakta. Böylece Çin şirketleri büyük bir şekilde İran’ın rafineri kapasitesi kötü olan petrol sektörüne yatırım yapmakta. Acil yatırım olmazsa İran’a yönelik bazı projeler 2020 yılına kadar petrol ihracatını kesecek. İran ayrıca ulaşım sistemleri, telekom, elektrik ve gemi inşaatı alanları gibi Çin’in sağlayacağı her şeye ihtiyaç duymaktadır.
İran’ın Basra Körfezindeki Katar’la paylaştığı dev Kuzey Fars ve Güney Fars alanlarındaki doğalgaz üretimini geliştirebilmesi için Çin’e ihtiyacı var. Bu yüzden “istikrarlı” bir İran’ın bir Çin ulusal güvenliği meselesi olmasına şaşmamak gerekir.
Çok kutupluluğa doğru ilerliyoruz
Peki SCO’daki bu çıkmaz niye? Her zaman özenle küresel güvenilirliğini geliştirmeye çalışan Çin, SCO’nun ve kendisinin ekonomik ve güvenlik kazancı çok fazla olan Orta Asya’nın stabilitesi için karşılıklı işbirliği sloganıyla İran’ı kabul etmeyi düşünürken avantajları ve dezavantajları da gözden geçirmek zorunda. SCO İslami terörizme ve genelde “bölücülüğe” karşı savaşıyor. Fakat şimdi bir kalkınma fonu ve çok kutuplu bir ekonomi konseyi ile bir ekonomi grubu olarak gelişti. Tüm fikir Orta Asya’daki Amerikan etkisini kısıtlamak ile ilgili.
İran 2005’ten bu yana gözlemci oldu. Önümüzdeki yıl çok önemli olabilir. Umutsuz bir İsrail saldırısından ve Barack Obama yönetimi ile bir çeşit istikrar anlaşması görüşmeleri devam ederken İran SCO’ya kabul edilmeden önce zamanla yarışılıyor. Bunların hepsinin nispeten sorunsuz gerçekleşmesi için İran’ın Çin ve Rusya’nın Hazar petrolünün keşfi ve üretimi yatırımını kabul ederken, pazar fiyatlarının altında Çin’e mümkün olduğu kadar çok petrol ve doğalgaz satmak için Çine ihtiyacı var.
Tüm bunların içinde İran ayrıca Hindistan’a yaranmaya çalışmaktadır. Hem İran hem de Hindistan Orta Asya’ya odaklanmıştır. Afganistan’da Hindistan 250 milyon dolarlık yol inşaatını finanse etmektedir. Bu yol İran sınırındaki Zaranj ile Kabil, Kandahar, Herat ve Mezar-ı Şerif’e bağlanan Afgan çevre yolundaki Delaram arasındadır. Yeni Delhi İran'ı çok önemli bir pazar olarak görüyor.
Hindistan aktif olarak Çin sınırındaki Güney Balochistan’da inşa edilen Gwadar limanına ikiz olarak Chabahar’da derin bir su limanı inşaası ile ilgilenmekte. Bu proje denize kıyısı olmayan Afganistan için çok faydalı olacaktır. (Afganistan’ı Pakistan müdahalesinden kurtaracaktır.
İran enerji üretimini Avrupa’ya kanalize etmek için ayrıca kuzey kapılarına – Kafkasya ve Türkiye – ihtiyacı var. Bu çetin bir mücadele. İran bunu gerçekleştirmek için Kafkasya’da şiddetli bölgesel rekabet için mücadele etmeli. Kuzey Atlantik İttifakı Örgütü (NATO) tarafından yapılandırılan ABD-Türkiye ittifakı; bölgedeki sürekli ABD-Rusya Soğuk Savaşı ve en önemlisi basitçe Avrupa enerji pazarını İran ile paylaşmak niyetinde olmayan Rusya’nın kendi enerji politikası İran’ın işini güçleştiriyor.
Fakat ılımlı İslamist AKP’nin 2002’de iktidarı geçmesinden sonra Türkiye ile olan enerji anlaşmaları şimdi tablonun bir parçasını teşkil ediyor. Artık yakın gelecekte ABD destekli Türkiye’den Avusturya’ya ulaşacak çok pahalı bir proje olan Nabucco doğalgaz boru hattı ile ihtiyaç duyulan gazın çoğunu İran’ın sağlayacağı ihtimalini düşünmek çok güç değil.
Fakat bu hem Tahran hem de Pekin için gerçekleri değiştirmiyor: Orta Doğu’dan Orta Asya’ya “istikrarsızlık yayındaki” Amerikan baskısı bir lanettir. Her ikisi de Amerikan hegomonyası ve Bush/Cheney tarzı Amerikan tek taraflılığı karşıtı. Ortaya çıkan güçler olarak, her ikisi de çok kutupluluk yanlısı. Batı tarzı liberal demokrasiler olmadıklarından aralarındaki empati daha da güçlü. Bazıları Tahran’daki “Yeşil Devrim” baskısı ve Xinjiang’daki Uygurlar arasındaki yalın benzerlikleri farketmekte zorlanabilir.
Çin açısından Pipelineistan, Asya Enerji Güvenlik Bölgesi ve Yeni İpek Yolu için İran ile stratejik bir ittifak her şeyden önce geliyor. Çin için İran nükleer dosyasına barışçıl bir çözüm bulmak mecburi. Bu İran’ı Avrupa yatırımına tamamen açabilir. Washington kabul etmekten kaçınabilir, fakat Avrasya’daki Yeni Büyük Oyunda Tahran-Pekin ekseni geleceği dile getiriyor: çok kutupluluk.
* Pepe Escobar Globalistan: How the Globalized World is Dissolving into Liquid War (Nimble Books, 2007), Red Zone Blues: a snapshot of Baghdad during the surge, Obama does Globalistan (Nimble Books, 2009) kitaplarının yazarıdır.
Bu makale Zeynep Güneş tarafından www.timeturk.com için tercüme edilmiştir.
***
'aktif olan kazanır'









